• 2274
    PAYLAŞIM

Usta oyuncu Özgür Ozan ile hayat üzerine konuştuk

Bakış Açısı 25 NİSAN 2016 PAZARTESİ
Hüseyin Sayın

Marka ve Dijital Pazarlama Uzmanı

Usta oyuncu Özgür Ozan ile hayat üzerine konuştuk

Çocuklar Duymasın'da Selami, Arka Sokaklar'da Komiser Hüsnü karakteriyle gönüllerde taht kuran usta oyuncu Özgür Ozan ile kurumsal dergimiz İGYAMAG için keyif dolu bir röportaj gerçekleştirdik!
 

H.S: Daha önce başka birçok projede yer almanıza rağmen sizi Çocuklar Duymasın’ın hareketli karakteri Selami ile tanıdık, daha sonra da uzun zamandır Arka Sokaklar dizisinin neşeli aile babası Komiser Hüsnü olarak seyrediyoruz. Televizyonda oynadığınız karakterler genellikle eğlenceli. Bu özel bir tercih mi, tesadüf mü?

Ö.O: İnsanların beni bu eğlenceli tarafımla tanımalarının sebebi, benim bu eğlenceli tarafı tercih etmem. Benim genelde hayatın hep eğlenceli tarafında olmayı daha iyimser bakmayı tercih eden bir kişiliğim var, doğru Çocuklar Duymasın zaten 4-5 sene devam etti. Baktığımız zaman insanlar, beni iki dizide tanıdılar, Çocuklar Duymasın beş sene, Arka Sokaklar ise on sene, geri kalanı da tiyatro falan derken zaten 1985 yılında tiyatroya başladığım hesap edilirse yaklaşık 25-30 senedir bu mesleğin içindeyim, yaklaşık 15-16 senesi televizyonda geçmiş, o yüzden de yaptığım işler eğlenceli. Eğlenceli olmasından da mutluyum açıkçası sen eğlenmezsen karşındaki insanı eğlendiremezsin.

Şu anda yapmakta olduğum başka bir işim daha var:  Edutainment (http://www.edutainment.com.tr). O da eğlenceli bir iş, şirketlere gidip insanları eğlendirerek sıkıcı hayatlarından ve duydukları kötü haberlerden biraz olsun uzaklaştırıp, daha eğlenceli şeyler yapmaya çalışıyoruz. İnsanları ağlatmak çok kolaydır ama güldürmek biraz zordur, ben de eğlenceli tarafı yaparken biraz da zoru seçtim aslında. İnsanları güldürmek ve eğlendirmek, güzel vakit geçirmelerini sağlamak benim de tercih ettiğim bir yöntem açıkçası ama bunu yaparken de severek ve eğlendirerek yapmak çok hoşuma gidiyor.

H.S: Yaptığınız işlerin çoğu Türkiye’de çok iz bırakmış işler. Bu da mı bir tercih meselesi?

Ö.O: Bu tercihim zaten olamaz, çünkü hiç bir projeye başlarken bu on sene sürsün, bu dört sene sürsün, insanlar bunu çok sevsinler ve devam etsin diye başlayamayız. Bu biraz şans, yani bu anlamda biraz şanslıyım. Gerek projenin içinde olduğum için şanslıyım, gerek proje ben burada olduğum için şanslı, o tarafını çok kestiremiyorum açıkçası. Hüsnü Çoban, Light Selami’nin önüne geçti mi geçmedi mi bilmiyoruz, ama Selami’nin beş senede yaratmış olduğu başarıyı, Hüsnü Çoban on senede yarattı, yani bizim dönemimizde dizi çok az sayıda idi. Çocuklar Duymasın zamanında biz dünya üçüncüsü olduğumuz sene futbolda o dönem baya maç reytingi oluyordu, fakat ona rağmen Çocuklar Duymasın oynayacağı zaman hakikaten sokakta trafik azalıyordu. Yani bu tabi biraz şans, dediğim gibi biraz projenin şansı, içimde bulunduğum işlerin devam etmesi benim adıma da büyük bir şans, ama hiç bir şeyin de tesadüf olduğuna inanmıyorum.

Ben biraz samimi bir insanım sahici olmaya çalışıyorum, yani dışarıda nasılsam sette ve projenin içerisine girmem, onun içerisine kendi samimiyetimi katabilme oranı da o doğrultuda oluyor. Yani elbette ki aynı rolü oynamıyorum oradaki roller ben değilim belki ama, insanlara ekrandan o sıcaklığı verebilmek çok zor bir şey, çünkü televizyon işi yapıyorsunuz. Televizyon işinde yemek yiyorsunuz, çay yapıyorsunuz dışarıdan akrabalarınız, arkadaşlarınız, misafirleriniz geliyor dikkatinizi dağıtabilecek o kadar etken var ki, o dikkati ekrana toparlayabilmek gerçekten büyük bir başarı. Bunun içerisinde sadece ben yoktum mutlaka, gerek Çocuklar Duymasın, gerek Arka Sokaklar’da, bu bir ekip işi. Ama insanları birazcık da olsa o ekrana kilitleyebilmek o samimiyeti verebilmek, biraz hüner istiyor açıkçası. Burada projenin oyuncularının, senaristin, yapımcının da çok büyük payı var tabi ki. 

H.S: Peki bize biraz gerçek hayattaki Özgür Ozan’ı anlatabilir misiniz? Dizilerde canlandırdığınız karakterler gibi hep iyimser misinizdir?

Ö.O: Yani biraz tabi benzer taraflarımız var. Malzeme bu, bunun dışında üç tane kolumuz üç tane gözümüz yok. Biz kendi deneyimlerimizi kendi hayat tecrübelerimizi, oyunculuk eğitimimizi, gözlemlerimizi, oynadığımız karaktere bakış açımızı, senaryonun altında yatan o alt metni açığa kendi yeteneğimizle çıkartıyoruz. Bu da bir aktörlük, sonuçta mesleğimiz bizim görevimiz elbette ki kendimizden kattığımız şeyler çok fazla ve gözlemlediğimiz deneyimlediğimiz kişileri taklit ediyoruz. Burada ses anlamında vücut taklidi gibi şarkıcıları bire bir taklit etmekten söz etmiyorum, yaşamın içerisinde devam eden öyle insanları taklit etmek, yani Selami gibi insanlar var, Hüsnü Çoban gibi ailesi olan insanlar ve böyle polislik yapan insanlar var. Sokakta bazı insanlar gelip aynı benim karım gibi, aynı siz de benim gibisiniz diyenler çok oluyor, yani o kadar yakın o kadar halkın içinden karakterler ki, biz de o halkın içinde büyümüş birileri olarak ister istemez, onlarda gördüğümüz ve deneyimlediğimiz şeyleri o rollerin içinde paylaşıyoruz.

H.S:Bu sene hayatınızda 50 yılı geride bırakıyorsunuz, geçen zamanı çok kısa özetlemek ister misiniz?

Ö.O: Bu sene 50 yılı geride bıraktık, yolun yarısı artık, yaş olarak da yolun yarısı :) 100 yaşına kadar yaşamayı garantiledim diyorum artık, eskiden 35 idi şimdi 50 oldu yolun yarısı. Şimdi 50 yıl önceki benle, şimdiki benin arasında 50 yıllık bir fark var, yarım 100 yıla yakın bir fark özetlemek gerekirse tam bir ara kuşağım ben aslında; radyolu zamanda, sobalı evlerde büyüyen ve 80 öncesi kuşakla 80 sonrası kuşağı yaşayan, teknoloji olarak radyoyla başlayıp, televizyon, ev telefonu ve cep telefonuna kadar uzanan her iki kuşağı da birlikte yaşayan biriyim.

Eskiden mesela biz bir arkadaşımızla bir akrabamızla konuşabilmek için telefon yazdırdığımız dönemleri siz hatırlamazsınız telefon yazdırılırdı ve telefonun yanında beklenirdi, bütün aile bir araya gelirdi ki bir seferde hep beraber konuşalım. Şimdi herkeste cep telefonu var insanları bir araya getirmekten çok birbirinden uzaklaştırmaya başladı. Keza televizyonlar yoktu benim dönemimde, radyo vardı radyo tiyatrosuyla büyümüş bir çocuk olarak ailecek bir araya gelirdik, sonra televizyon çıktı telesafir modası başladı. İnsanlar televizyon seyretmek için birbirlerinin evlerine giderlerdi, kimsenin televizyonu yoktu, siyah beyaz televizyondan bahsediyorum, ondan sonra arkasından renkli televizyon geldi ve bu renkli televizyondan sonra inanılmaz bir süratle zaten, teknolojik anlamda gelişmeler oldu, hem 70’leri yaşamış hem 80’leri 90’ları, şimdi de 2000’leri yaşayan bir insan olarak, çok güzel günler geçirdim.

Arabamız yoktu arabamız oldu, hep kalabalık bir ailede büyüdüm ve her dönemi sürekli bir şeylere uyum sağlamak, aileye uyum sağlamak, parçalanan ailelerin tekrardan bir araya gelmesi için çabaların olduğuna tanıklık eden 80 öncesinde durumu yaşayan, Kıbrıs harekatını yaşamış birisiyim.    

HS: Oyunculuğa başlama hikayenizi bizimle paylaşır mısınız?

Ö.O: Ankara Sanat tiyatrosunda başladım 85-86 yılında, Ankara’da büyüdüm sonra İzmir Güzel Sanatlar fakültesini kazandım. 9 Eylül Üniversitesi 2. sınıftayken, İzmir Devlet Tiyatrosu’nda oyunculuk yapmaya başladım 1. sınıfta yasak, 3. sınıfta ise profesyonel olmaya başlıyorsunuz, okulda ve dışarıda çalışmanıza izin veriyorlar. O yüzden askerliğimi ve 1. sınıfı dışarıda bırakırsak 86’dan bu yana hiç durmadan tiyatroyla uğraşan bir insanım.

H.S: Ailenizle birlikte yapmaktan en çok keyif aldığınız aktivite nedir?

Ö.O: Onlarla geçirdiğim her an çok güzel oluyor, onlarla çok zaman geçiremediğim için yaz tatillerinde daha uzun zaman geçirme fırsatı buluyorum. Oğlumla sinemaya gitmekten hoşlanıyorum, sabah birlikte kahvaltı yapmayı seviyorum, dediğim gibi uzun süre birlikte olduğumuz dönem sadece yaz tatili, yaz tatilinde de, denize giriyoruz, işte her türlü aktiviteyi birlikte yapmaya çalışıyoruz, çünkü zaman çok kısıtlı olduğu için, mümkün olduğu kadar birlikte zaman geçirmeye çalışıyoruz.

H.S: Peki, otomobillere olan merakınız ne düzeydedir? Otomobil teknolojilerini, yeni çıkan modelleri yakından takip eder misiniz, yoksa beni istediğim yere götürsün yeter mi dersiniz?

Ö.O: Konfor ve güven çok önemli. Otomobil almayı değil de bazı otomobillere bağlanmayı daha çok seviyorum, çok sık otomobil değiştiren birisi değilim, ama eşimin de benim de bir tane otomobilimiz var kış aylarında kullanabilmemiz için SUV ve bir tane de binek aracımız var, onun dışında çok takip ediyorum denemez ama aldığım arabayı da çok inceleyip sık dokuyan bir kişiyim. Benim için öncelikle güven ve konfor önemli.

H.S: Aracınızın aküsü arızalandığında ne yaparsınız?

Ö.O: Aracımın aküsünün arızalanmasından öte çok uzun süre kaldığında  bitiyor, mesela yaz tatiline gittiğimizde arabalardan birisi burada kaldığı zaman, gelene kadar bir kişiye bir şekilde çalıştır kapat yaptırmaya çalışıyorum ya da bittiği zaman bir aküden bir aküye kabloyla aktarma yaptırıyorum. Ben böyle durumlarda aracımı servise götürüyorum yaptırıyorum, eğer akünün tamamen ömrü bitmişse değiştiriyorum.

H.S: 444 5 AKÜ numaralı bir ‘ALO AKÜ’ hattımız bulunuyor, bu konuda bilginiz var mı? Bu konuda düşünceleriniz nelerdir?

Ö.O: Böyle zor bir durum için bir hat açılması çok güzel bir hizmet ve güzel bir konfor açıkçası. Eski yöntemlerin dışında, böyle bir hizmetin olması çok iyi bir durum, çok güzel bir hizmet bence. Hakikaten akü ciddi bir sorun haline dönüşebiliyor bazen, bir insanın başına bir kere geldi mi anlıyor insan. İnci Akü’nün böyle bir hizmeti sunması, müşterilerini ne kadar çok önemsediğini gösteriyor bana göre.

H.S: Bize ayırdığınız zaman ve değerli paylaşımlarınız için çok teşekkür ederiz.

Ö.O: Ben de memnun oldum, keyifli bir görüşme oldu. Herkese de keyifli okumalar diliyorum.

Yorumları Oku
Siz de fikrinizi paylaşın
Güvenlik kodunu giriniz